Coğrafya Bilim

"Türkiye'nin En Büyük Akademik Coğrafya Sitesi"

Archive for Eylül 2011

Kıtaların Kayması – Levha Hareketleri

Posted by Geography Teacher, Özcan Eylül 11, 2011


Kıtaların Kayması – Levha Hareketleri

Levha Hareketleri

Levha Hareketleri

Levha hareketleri ve kıtaların kayması adlı konu fiziki coğrafya konusuna girmekle birlikte hala önemini korumaktadır çünkü kıtaların hareketleri hala devam etmektedir..bu durum tabikide depremlerin ana konularından biridir..

Levha hareketleri veya levha tektoniği olarak da bilinir, en geniş anlamıyla litosferin yapısını ve bu yapıyı doğuran

Tektonik (Yunanca tekton ‘dan), yapısal jeoloji ile yakından ilgili fakat ondan farklı bir jeoloji disiplinidir. Yapısal jeoloji kayaçların geometrisi ile uğraşır, oysa tektonik, yeryuvarının büyük ölçekli yapıları ve bunları oluşturan kuvvetler ve hareketler üzerinde durur.

Temel ilkeler

Alfred Wegener’in “kıtaların kayması” kuramının geliştirilmesi sonucu oluşmuştur. Başlangıçta tüm kıtaların Pangea adında tek bir kıta olduğu, sonradan parçalanarak zamanla günümüzdeki yerlerine ulaştığı görüşünü Alman bilim adamı Alfred Wegener ortaya attı. Dünya’nın yüzeyi kesintisiz gibi görünüyorsa da, gerçekte dev boyuttaki bir yap-boz gibi birbirine geçen parçalardan oluşmaktadır. Levha adı verilen bu parçalar, çok yavaş olarak sürekli biçimde birbirlerine göre hareket ederler. Bir levha, yalnızca okyanusal ya da kıtasal litosferden oluşabildiği gibi her iki litosfer türünü de içerebilir. Levhalar, levha sınırı ya da levha kenarı ile sonlanır. Depremlerin ve yanardağların çoğu bu bölgelerde görülür. Pangea verilen tek kıta parçasını çevreleyen denize Panthalassa denmekteydi. Zaman içerisinde katmanlar hareket ettikçe Pangaea ikiye ayrıldı. Kuzeyde Laurasia ve güneyde Gondwanaland oluştu. Bu iki kıta Tethys (Tetis) denizi ile ikiye ayrıldı. Katmanların hareketi ile kıtalar iyice ayrılarak bugünkü halini aldı.

https://cografyabilim.files.wordpress.com/2011/05/gps_global_gross.gif

Yer yüzeyinin kabuğu, manto üzerinde, ‘izostazi’ adı verilen, bir ağacın su üzerinde yüzmesi ile karşılaştırılabilecek bir denge halinde dururlar. Mantonun kaldırma gücü, su ve ağaç örneğinde olduğu gibi kabuğun manto içine ‘batmış’ olan hacmi ile orantılıdır. Bu nedenle yükseltilerin fazla olduğu kıta bölgelerinde, artan kütle ile koşut olarak kabuğun manto derinliklerine uzanan kısmı da daha fazla olmalıdır. Yüksek dağ sıralarının derinlere dalan ‘kökleri’ yer kabuğunun böyle alanlarda 70 km kadar kalın olmasına yol açar. Öte yandan, karaların yükselmesi, bağıl olarak daha hafif materyelden oluşmaları ile ilişkilidir. Böylece okyanusal kabuk daha ince olmasına karşın daha ağır materyelden oluşmuştur, ve astenosfer içine doğru kıtalara oranla daha fazla ‘batmış’ durumdadır. Bu, kıtaların manto içerisine doğru uzanan daha derin kökleri olmasına rağmen, ağırlık merkezlerinin okyanus tabanlarına oranla daha yüksekte yer alması ile sonuçlanır.

Yüzey şekillerinin jeolojik zaman boyutu içinde evrimi levha hareketleri çerçevesinde gerçekleşir. Yer kabuğu ve hemen altındaki manto katmanının birleşmesinden oluşan taş küre (litosfer), yavaş bir hareketle yer değiştiren 12 ayrı ‘levha’ halinde, değişken bir yap-boz tablosu oluşturur. Yarı akışkan astenosfer tabakası üzerinde yüzer durumda bulunan bu levhaların hareketi için gereken enerjiyi, astenosfer tabakasındaki konveksiyon akımları sağlar. Levhalar birbirleriyle sürekli temas halinde olduklarından, hareketlerinin yön ve şiddetini, yerin derinliklerinden gelen itici gücün özellikleri olduğu kadar levhaların birbiri ile olan ilişkileri de belirler. Böylece, kısa dönemde belirli bir düzen içinde süren levha hareketlerinin, zaman ölçeği büyütüldüğünde kaotik ve önceden belirlenemez bir biçimde gerçekleştiği gözlenir.

Levhaların hareketlerinde yer kabuğunun bütün bu özellikleri rol oynar. Levhalar ortalama olarak yılda birkaç santimetre ölçeğinde hareket ederler (Bu kayma en uç örnek olan Pasifik levhası için yılda 15 santimetreye ulaşmaktadır). Hareket halindeki levhaların birbirleri arasında üç tür ilişkisi olabilir.

1) Yaklaşma,
2) Uzaklaşma,
3) Yan yana kayma.

Yeryüzünün alanı sabit olduğuna göre yaklaşma sınırlarında bir miktar levha yüzeyinin yok olması, uzaklaşma sınırlarında ise yeni levha yüzeyi yaratılması gerekmektedir. Bu nedenle birinci tür levha sınırlarına ‘yıkıcı’, ikinci tür sınırlara ise ‘yapıcı’ sınırlar adı verilir. Üçüncü tür, ‘yanal doğrultulu’ ya da ‘dönüşüm’ (transformation) sınırlarıdır.

Yaklaşan levhaların ikisi de okyanusal levha ise biri diğerinin altına doğru kayar, bu durum ‘dalma-batma’ olarak adlandırılır. Bir okyanus levhası, bir kıta levhası ile karşılaştığında, daha ağır olduğu için onun altına doğru kayar, yine dalma-batma durumu gerçekleşir. Dalma-batma söz konusu olduğunda manto tabakasının sıcak derinliklerine inen taş küre dilimi ısınarak erir ve akışkan halde yükselir. Bu, yaklaşma sınırlarındaki yanardağ etkinliğinin ve dağ oluşumunun temelidir. İki kıtasal levhanın yaklaşması ise çarpışma ile sonuçlanır, her iki levha da manto içine batamayacak kadar hafif ve kalın olduğundan büyük bir deformasyonla yüksek dağ sıraları ve platolar ortaya çıkar (Himalaya dağları ve Tibet yaylası gibi).

Uzaklaşan levhalar ise yeni okyanus kabuğunun oluşmasına yol açarlar. Bu olay, iki levha arasında açılan boşluğa üst manto kaynaklı akışkan materyelin dolması ve soğuyarak katılaşması sonucunda gerçekleşir. Bu şekilde oluşan okyanus sırtları yer kabuğunun en genç bölgeleridir. Levhalar ayrıldıkça sırt ortadan büyümeye devam eder, sırtın her iki yanına doğru uzaklaşan genç litosfer soğudukça hacmi azalır, yoğunluğu artar ve hem küçülme hem de batma nedeniyle yükseltisi azalır. Okyanus tabanının okyanus sırtından en uzak kesimleri en yaşlı kısmıdır. Bu alanların eninde sonunda bir başka levha ile karşılaşarak batmaya başlaması kaçınılmaz olduğundan okyanusal kabuğun ömrü sınırlıdır ve bilinen en yaşlı okyanus kabuğu örnekleri 190 milyon yıl yaşındadır. Bu şekilde okyanus kabuğu sürekli yenilenirken, kıta kabuğu dalma-batma mekanizması ile ortadan kaldırılamadığından, yanardağ ve dağ oluşum etkinlikleri ile kıta kütlesine eklenen materyel zaman içinde giderek artar, milyarlarca yıllık süreç içerisinde kıtalar alan ve kalınlık açısından büyümeye devam ederler. Bazen bir kıta, ters yönde etki eden kuvvetlerin sonucunda ikiye ayrılabilir. Böyle bir durumda uzaklaşan parçaların arasını doldurmaya başlayan manto materyeli yine okyanus kabuğu niteliğinde bir yapı oluşturmaya başlar, bu alanın soğuyup alçalması sonucunda yeni bir okyanus doğmuş olur.

Kayma Teorisi

Jeolojik çağlar içinde kıtaların, birbirlerine ve okyanus havzalarına göre girmiş olduğu büyük ölçekli yatay hareketlere denir. Günümüzdeki kıtaların, büyük taşküre (litosfer) levhalarının sürüklenerek yer değiştirmesi sonucunda ortaya çıktığına ilişkin ilk düşünceler daha 18.yüzyılın sonlarında ortaya atıldı. Güney Amerika’nın doğusundaki çıkıntının Afrika’nın batı kıyılarındaki girintiye tam oturduğuna dikkati çeken Alman doğa bilimci Alexander von Humboldt, 1800 dolayında Atlas Okyanusunun iki yakasının çok önceleri bitişik olduğu savını geliştirdi. Bundan 50 yıl kadar sonra Fransız bilimadamı Antonio Snider, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki kömür yataklarında belirlenen benzer bitki fosillerinin Humboldt’un bu varsayımını doğrula-dığını, aksi halde bu benzerliği açıklamanın başka yolu olmadığını ileri sürdü.1908′de ABD’li Frank B. Taylor, dünyadaki bazı sıradağların oluşumunu, kıtaların çarpışması düşüncesine dayalı olarak açıklamaya çalıştı. Kıtaların kaymasına ilişkin ilk ayrıntılı ve geniş kapsamlı kuramı, 1912′de Alman meteorolog Alfred Wegener geliştirdi.Wegener, çok sayıda jeolojik ve paleontolojik veriden yararlanarak, jeolojik zamanın büyük bölümü boyunca tek bir kıtanın bulunduğunu ileri sürdü ve bu varsayımsal kıtayı Pangaea olarak adlandırdı.Jura Döneminin (y. 190-136 milyon yıl önce) belirli bir evresinde Pangaea çeşitli parçalara ayrılmış ve parçalar bir-birlerinden uzaklaşmaya başlamıştı.

okyanus-kıta

okyanus-kıta

Bugün Amerika Kıtası’nı oluşturan bölümlerin batıya doğru sürüklen-mesiyle Atlas Okyanusu ortaya çıkmış, Hindistan bloğu ise Ekvator’u geçerek Asya ile birleşmişti.1937′de Güney Afrikalı jeolog Alexander L. Du Toit, Wegener’in varsayımı üzerinde çeşitli düzeltmeler yaptı ve başlanğıçta kuzeyde Lavrasya(*) ve güneyde Gondvana (*) olmak üzere iki ana kıtanın bulunduğunu ileri sürdü. Atlas okyanusunun iki yakasındaki kıta sahanlıklarının son derece uyumlu olmasının yanı sıra, kıta-ların kayması kuramının savunucuları, karşılıklı kenarların birbirlerine uygunluğundan başka, bu görüşlerini destekleyen son derece etkili jeolojik kanıtlar toplamışlardır.Geç Paleozoyik (Birinci) Zaman (y. 395-225 milyon yıl önce) sırasında Antarktika, Güney Amerika’nın güneyi, Güney Afrika,Hidistan ve Avust-ralya’da benzer geniş ölçekli buzullaşmaların olduğu belirlenmiştir.

Bu olgu, bu kıtaların o dönemde Gü-ney Kutup Bölgesi’nin çevresinde birleşik halde bulunuyor olmalarıyla açıklanabilir.Öte yandan Atlas Okyanusu’nun her iki yakası arasında, kayaç yapısı ve jeolojik yapı açısından büyük benzerlikler vardır.Örne-ğin Brezilya kıyıları boyunca uzanan yaşlı kayaç kuşağı, Afrika’nın batı kıyılarındaki kuşakla uyum içindedir.Ayrıca, Güney Amerika ile Afrika’nın Atlas Okyanusu kıyıları boyunca uzanan en eski deniz çökelleri Jura yaşlıdır; bu durum da, bu dönemde iki kıtayı ayıran okyanusun bulunmadığına işaret eder.1950′lerde İngilizjeofizikçiler Stanley Keith Runcorn ve P.M.S. Blackett ile başka bilim adamlarının çalışmaları sonu-cunda, Yer’in magnetik alanının jeolojik geçmişteki yapısına ilişkin olarak elde edilen bulgular kıtaların kayması kuramına yönelik ilgiyi artırdı.Magnetit gibi ferromagnetik mineraller, korkayaçların bileşeni olarak kristalleşirken kalıcı bir mıknatıslanmaya uğrar.Bu mıknatıslanmanın yönü, Yer’in magnetik alanının o dönemdeki ve yerdeki yönüyle aynıdır.Daha sonraları ufalanma yoluyla ana kayaçtan dökülen mıknatıslan-mış mineral parçaları, tortul çökeller halinde birikirken bu kez o dönemdeki magnetik alanın doğrultusun-da yeniden yönlenirler.

kıta- kıta

kıta- kıta

Yeryüzünün değişik bölgelerinden seçilen farklı yaşlardaki kayaçlar üzerinde yapılan artık magnetizma incelemeleri, magnetik kutupların farklı dönemlerde farklı yerlerde bulunduğunu göstermiştir.Magnetik kutupların yer değiştirme eğrileri, çeşitli kıtalar için farklıdır; bu farklılıklar bugün ayrı olan kıtaların bir zamanlar bitişik olduğu varsayımıyla açıklanır.Örneğin, Avrupa ve Kuzey Amerika i-çin bu eğriler, Kuzey Amerika’nın Triyas Döneminden (y. 225-190 milyon yıl önce) günümüze değin, Av-rupa’ya göre 30° kadar batıya kaymış olduğunu ortaya koyar. Okyanus tabanının şekline ilişkin bilgilerin artması ve daha sonraları deniz dibi yayılması kuramı (*) ile levha tektoniğinin (*) geliştirilmesi, kıtaların kayması düşüncesini güçlendirdi.1960′ların başında ABD’ li jeofizikçi Harry H. Hess, okyanus ortası sıradağların sırtlarında,magma etkinlikleriyle yeni okyanus ka-buğu oluşumunun sürmekte olduğunu ileri sürdü.Yermantosundan yukarı doğru yükselen erimiş kayaç malzemesisoğuduktan sonra yeni bir magma sokulmasıyla iki yana doğru itiliyor ve böylece okyanus taba-nı yatay doğrultuda, sırtlardan öteye doğru hareket ediyordu. 1960′ların sonlarında, başta Jack E. Oliver ve Bryan L. Isacks olmak üzere çeşitli ABD’li araştırma-cılar, deniz dibi yayılması kuramını, kıtaların kayması varsayımıyla bütünleştirerek levha tektoniği kuramı-nı geliştirdiler.Bu kurama göre, Yer’in taşküre bölümü çok sayıda büyük levhadan oluşmakta ve bu levha-lar yermantosunun yumuşak (kısmen erimiş halde) üstmanto (astenosfer) katmanının üstünde yüzmektedir. Okyanus ortası sırtlar da, bazı levhaların kenarlarında oluşmaktadır. Bu durumun görüldüğü yerlerde taşküre levhaları ayrılmakta ve yükselen manto malzemesi uzaklaşan kenara eklenerek yeni okyanus tabanını oluşturmaktadır. Levhalar sırtlardan uzaklaştıkça kıtaları da beraberlerinde sürüklemektedir. Bütün bu etmenler dikkate alındığında, Amerika kıtalarının yaklaşık 200 milyon yıl öncesine değin Avrupa ve Afrika ile bitişik olduğu ve bu kıtaların bugünkü Orta Atlas Sırtlarındaki yarılmayla birbirlerinden uzaklaştığı söylenebilir.Ayrılmanın başlamasıyla kıtalar yılda ortalama 2 cm kaymış ve bugünkü ko-numlarını almıştır.Henüz tam kanıtlanamamış olmakla birlikte, tek bir kara kütlesinin parçalanması ve bu parçaların kayması olayının bütün jeolojik çağlar boyunca oluşan benzer bir dizi olayın yalnızca sonuncusu olduğu söylenebilir. Kıtaların Kayması, AnaBritannica Bilgisayar Destekli Haritalama Laboratuarı’nın bir köşesinde alelâde bir kutu. İçerisinde 14 jeolojik harita var ve 1 kg ağırlığında.Fakat bu mütevazı kutu, dünya coğrafyasının son 250 milyon yıllık serüvenini anlatıyor. Serüvenin kahramanı ise bir okyanus. Şaka değil, halen çıkarıp kullanmakta olduğumuz petrole yataklık etmiş olan tropikal bir okyanus bu. Adı TETİS. Fakat kapanmasıyla birlikte, sadece birer iç deniz olarak günümüze ulaşan Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi dışında, ondan kalan başka hiçbir canlı hatıra yok… Dr. Ö. Faruk Noyan Proje 80′li yılların ortasında başladı. Pierre-Merie Curie Üniversitesi (Paris 6)’nden Profesör Jean Decourt, Luc Emmanuel Ricou ve Bruno Vrielynck’in öncülüğünde bir grup jeolog, yerküre tarihinin son 250 milyon yılı üzerine yapılmış dünyadaki bir çok noktalardaki ayrı araştırma (nokta-araştırma) sonuçları-nı biraraya getirerek büyük bir sentezi gerçekleştirmeye girişti.124 araştırmacıyı, bugüne kadar denenme-miş bir çalışmanın etrafında biraraya getiren projenin hedefi, Tetis’in fiziki coğrafyasını ortaya çıkarmaktı.

“TETİS” DİYE BİR OKYANUS Yaklaşık 250 milyon yıl önce, karaların bütünü tek bir kıta şeklindedir: Panje. Bu kıta, güneyde Gondwana (bugünkü Güney Amerika, Afrika, Madagaskar, Hindistan ve Avustralya), Kuzeyde Avrasya (bugünkü Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya)’dan oluşmaktadır.Yer yüzünün geri kalan kısmı ise uçsuz bucaksız dev bir okyanusla kaplıdır: Pantalasa. Panje kıtasının doğusunda üçgen şeklinde dev bir körfez yer almaktadır. İşte bu Tetis Okyanusu’dur.

 

Reklamlar

Posted in Coğrafya Dökümanlar, Coğrafya Konu Anlatımı, Fiziki Coğrafya, Lise 1 Dersleri, Lise 2 Dersleri, Lise 3 Dersleri, Lise 4 Dersleri | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a Comment »

Yeryüzündeki başlıca iklim tipleri (2)

Posted by Geography Teacher, Özcan Eylül 8, 2011


YERYÜZÜNDEKİ BAŞLICA İKLİM TİPLERİ

iklim haritasi

iklim haritasi

Dünya’nın hemen her bölgesinin kendine özgü bir iklimi bulunmaktadır. Yüzlerce km² lik sahaları etkileyen büyük iklim gruplarına makroklima adı verilmektedir.

Makroklimalar içerisinde bölgesel farklılıklar gösteren, özel koşullu küçük iklim alanlarına da mikroklima denilmektedir.

Yurdumuzda buna örnek: Iğdır’da pamuk tarımı yapılabilmesi ve Rize’de turunçgiller tarımı yapılabilmesidir.

EKVATORAL İKLİM

    

  • 10º kuzey ve güney enlemleri arasında görülür.. Özellikle Amazon ve Kongo Havzaları, Malezya , Endonezya,  Filipinler ve Papua Yeni Gine’de etkilidir.
  • Yıllık sıcaklık ortalaması    25 °C’nin  üstündedir.
  • Yıllık ve günlük sıcaklık farkı en az olan iklimdir (1-2 °C civarında). Sebepleri : Güneş ışınlarının bütün yıl dike yakın açıyla düşmesi ve nemliliğin fazla olmasıdır.
  • Her mevsim düzenli yağış alır. Fakat en fazla yağış güneş ışınlarının Ekvatora dik geldiği tarihlerde görülür. Sebebi; yükselici hava hareketlerinin artmasıdır.
  • Yağışlar oluşum bakımından konveksiyon yağışlarına örnektir.
  •  Yıllık yağış miktarı 2000 mm ‘nin üstündedir.
  • Bitki örtüsü bütün yıl yeşil kalan sık ve uzun boylu yağmur ormanlarıdır.
  • Yağışların fazla olması ve yüksek sıcaklık kimyasal çözülmeyi artırmıştır.
  • Topraklar fazla yıkandığı için verimi düşüktür ve kırmızı renkli Laterit topraklarıdır.  
  • Ekvatoral bölgede 1000 m nin altındaki yerlerde sık orman örtüsü, bataklıklar, yüksek sıcaklık ve nem sebebiyle nüfus çok seyrektir.

SUBTROPİKAL (SAVAN) İKLİMİ

 

  • Ekvatoral iklim ile çöl iklimi arasında görülür (10-20° kuzey ve güney enlemleri arasında görülür)
  • Bu iklim bölgesinde güneş ışınları yılda iki kez dik açıyla düşer. Güneş ışınlarının dik geldiği yaz dönemi yağışlı , kışlar kuraktır.
  • Sıcaklık ortalaması bütün yıl 20 °C nin üstündedir.
  •  Yıllık yağış miktarı 1000-1200 mm arasındadır.
  • Bitki örtüsü savandır. Savanlar uzun süre yeşil kalan , gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır. Savan bitki örtüsü içinde yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde ve akarsu boylarında ormanlar görülür.

MUSON İKLİMİ

  • Muson rüzgarlarının etkili olduğu Güney, ve Güneydoğu Asya’da etkilidir. Ayrıca; Avustralya’nın kuzeyinde ve  Doğu Afrika’da Madagaskar adasında etkilidir.
  • Muson rüzgarlarından dolayı bu iklimde yaz mevsimi yağışlı , kışlar kuraktır. Bu yönüyle savan iklimi ile benzerlik gösterir.
  • Sıcaklık ortalaması bütün yıl 10 °C nin üstündedir.
  • Yıllık sıcaklık farkı Savan iklimine göre fazladır.
  • Yıllık yağış miktarı 1000-1500 mm civarındadır. Ancak kıyı kesimlerde bu yağış miktarı çok daha fazla olabilmektedir. Örnek Hindistan’ın kuzey doğusunda yer alan Çerapunçi  12000 mm  yağış almaktadır (Dünyanın en fazla yağış alan yeridir).
  • Bitki örtüsü kışın yaprağını döken geniş yapraklı muson ormanlarıdır.

ÇÖL İKLİMLERİ

  • Yıllık yağış miktarı 150 mm nin altında olan bölgelerde çöl iklimleri görülür.

Sıcak Çöller ( Tropikal)

  • Dönenceler çevresinde görülür. Oluşmasında dünyanın günlük hareketinden kaynaklanan dinamik yüksek basınç etkilidir.
  • Mutlak ve bağıl nem çok düşüktür. Bu sebeple günlük sıcaklık farkı en fazla olan iklimdir.
  • Belirli bir yağış mevsimi yoktur. Bazı yıllar hiç yağış olmayabilir.
  • Mekanik çözülmenin en fazla olduğu iklimdir.
  • Yıllık sıcaklık farkı günlük sıcaklık farkı kadar yüksek değildir. Çünkü güneş ışınları bu alanlara yıl boyunca dike yakın açıyla düşmektedir.
  • Bitki örtüsü yok denecek kadar azdır. Cılız ot ve çalılıklarla kaktüs iklimin doğal bitki örtüsünü oluştururlar.
  • Çöllerde yer altı su seviyesinin yüzeye yakın olduğu veya çıktığı  yerler olan vahalar  canlı yaşamı için elverişli yerleri oluşturur. Vahaların en önemli tarım ürünü hurmadır.

Karasal Çöl

  • Ilıman kuşak  kara içlerinde etrafı dağlarla çevrili çukur alanlarda görülür. Buralarda çöl özellikleri görülme sebebi yağış azlığıdır.
  • Görüldüğü yerler: Kızılkum (Özbekistan), Karakum (Türkmenistan), Gobi (Moğolistan), Taklamakan (Çin) çölleridir.


ILIMAN OKYANUS İKLİMİ

  • Genel olarak, 30° – 60° enlemleri arasında, karaların batı kıyılarında görülür. Batı Rüzgarları ve sıcak su akıntıları etkisiyle oluşan iklim tipidir. Yurdumuzda Karadeniz kıyılarında  bu iklime benzer iklim şartları görülür.
  • Yazlar serin, kışlar ılıktır. Her mevsim yağışlıdır.
  • En sıcak ay ortalaması 24-25 °C, en soğuk ay ortalaması 5-7 °C dir. Yıllık ortalama 13-15 °C dir.
  • Günlük ve yıllık sıcaklık farkı azdır. Nemlilik fazla olduğu için.  
  • Yıllık yağış miktarı 1500 mm civarındadır. Yükseltisi fazla olan yerlerde bu miktar artmaktadır.
  • En fazla yağış Sonbaharda, en az yağış ilkbaharda görülür.
  • Yağış oluşumu yamaç yağışı şeklindedir.
  • Bitki örtüsü yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Ormanların tahrip edildiği yerlerde ortaya çıkan çalılıklara yalancı maki (Psödomaki) denir. Bunların da tahrip edildiği yerlerde çayırlar bulunur.

 AKDENİZ İKLİMİ

  • Genel olarak, 30° – 40° enlemleri arasında görülür.
  • Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler    ( Libya ve  Mısır hariç. Buralarda görülmeme  sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır ). Avustralya’nın  güneybatısı,  G. Afrika Cumhuriyeti’nde Kap bölgesi, Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da  Kaliforniya çevresinde etkilidir.
  • Yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.
  • Yaz sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına, kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlıdır.
  •  En sıcak ay ortalaması 28-30°C , en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir.  Yıllık ortalama 18°C dir.
  • Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür.
  • En fazla yağış kışın , en az yağış yazın düşer.
  • Kışın görülen yağışlar Cephesel kökenlidir. Cephesel yağışlar en fazla bu ikimde görülür.
  • Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır.
  • Bitki örtüsü ; kızılçam ormanlarının tahrip edilmesiyle ortaya çıkan makilerdir.
  • Makiler, sürekli yeşil kalabilen, kısa boylu, sert yapraklı, kuraklığa dayanıklı, bodur bitkilerdir.  Mersin, defne, kocayemiş, keçiboynuzu, zakkum, zeytin, süpürge çalısı gibi bitkiler başlıca maki türleridir.

STEP İKLİMİ

  • Sıcak ve ılıman kuşak kara içlerinde görülür. Yurdumuzda İç Anadolu Bölgesi’nde ve Ergene Bölümü’nde  görülen karasal iklim buna örnektir.
  • Yazlar sıcak ve kurak , kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.
  • En sıcak ay ortalaması 20-25 °C dir.
  • En soğuk ay ortalaması da 0- (-2) °C dir.
  • En fazla yağış ilkbaharda, en az yağış yazın düşer.
  • İlkbaharda görülen yağışlar genelde konveksiyon (Kırkikindi) yağışı şeklindedir.
  • Yıllık yağış miktarı 300-500 mm civarındadır. 
  • Bitki örtüsü ilkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz başlarında kuruyan küçük boylu ot topluluğudur. Buna step (bozkır) bitki örtüsü denir.
  • Bozkır bitki örtüsü içinde geven , deve dikeni, gelincik, çoban yastığı gibi bitkiler yer almaktadır.
  • Karasal iklimlerde ormanların ortadan kaldırılması sonucunda oluşan bozkırlara antropojen bozkır denir.
  • Bu tür bozkırlar, ormanların tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıktığından yer yer orman ağacı topluluklarına rastlanır.

ORTA KUŞAK KARASAL İKLİM

  • Deniz etkisinden uzak kara içlerinde ve ılıman kuşak karalarının doğu kıyılarında (soğuk su akıntısından dolayı) görülür. Yurdumuzda ise Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum –Kars Bölümünde görülen karasal iklim buna benzer.
  • Kış erken gelir, çok soğuk olur. Kar ortalama 80-90 gün toprak üstünde kalır. Yaz da erken gelir ve çok sıcak olur. Karlar hızla erir.
  • En sıcak ay ortalaması 20 °C civarındadır. Bazen sıcaklık 30 °C ye kadar çıkabilmektedir.
  • En soğuk ay ortalaması –10 °C civarındadır. Bazı günler –40 °C ye kadar sıcaklığın düştüğü de gözlenebilmektedir.
  • Yıllık sıcaklık ortalaması 3-5 °C dir.
  • Yıllık sıcaklık farkı 40-50 °C ye kadar ulaşabilmektedir.
  • En fazla yağış ilkbahar ve yaz dönemlerinde düşmektedir. Karasallık arttıkça yağışlar yaz mevsimine kaymaktadır. Ör. Erzurum –Kars bölümünde olduğu gibi.
  • En az yağış kışın düşmektedir ve kışın düşen yağışlar kar şeklindedir.
  • Yıllık yağış ortalaması 500-600 mm civarındadır.
  • Doğal bitki örtüsü bozkırdır (yaz yağışlarının fazlalığından dolayı alpin çayır şeklindedir.)
  • Yağışın fazla olduğu yerlerde iğne yapraklı ormanlar (Tayga) vardır. Sibirya ve Kanada da iğne yapraklı ormanlara tayga ormanları adı verilir. Taygalar, Dünya ormanlarının % 15’ini oluştururlar.


TUNDRA İKLİMİ

  • Sibirya, İskandinavya Yarımadasının kuzeyinde, Kanada’nın kuzeyinde, Grönland adasının kıyı kesimlerinde görülür.
  • En sıcak ay ortalaması 10 °C yi geçmez. Kışın sıcaklık –30, -40 °C’lara kadar iner.
  • Yıllık yağış miktarı 200-250 mm civarındadır.
  • Toprak yılın büyük bir kesiminde donmuş haldedir. Sadece yazın sıcaklığın artması ile toprağın üst kısmındaki buzlar erir ve bataklıklar oluşur.
  • Bitki örtüsü yosun ,ot ve cılız çalılıklardan oluşan tundra bitki örtüsüdür.

KUTUP İKLİMİ

  • Grönland adasının iç kesimleri ile Antartika kıtasında görülür.
  • Sıcaklık  bütün yıl 0 °C nin altındadır.
  • Zemin buzlarla kaplıdır.
  • Bitki örtüsü yoktur
  • Güneşlenme süresi çok uzun olmasına rağmen sıcaklık yükselmez. Sebebi güneş ışınlarının eğik açılarla gelmesidir.
  • Sıcaklık düşük olduğundan buharlaşma ile atmosfere karışan nem azdır. Bundan dolayı yağış ta azdır. Bu sebeple kutup iklimine soğuk çöl iklimi de denir.

 

İlgili Konular;

İklim Tipleri-Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü (1)

 

Posted in Diğer Konular, Ekoloji, Lise 1 Dersleri, Lise 2 Dersleri, Lise 3 Dersleri, Lise 4 Dersleri | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a Comment »

İklim Tipleri-Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü (1)

Posted by Geography Teacher, Özcan Eylül 7, 2011


iklim haritasi

iklim haritasi

Dünya’da İklim ve Doğal Bitki Örtüsü

Dünya’da Görülen İklim Tipleri

Bir yerde benzer sıcaklık, basınç, rüzgar, nemlilik ve yağış özelliklerinin uzun süre etkili olmasıyla iklim tipleri belirmektedir. İklimi oluşturan bu öğelerden birinin ya da ikisinin farklı olması, değişik iklim tiplerinin ortaya çıkmasına neden olur.

Dünya’da görülen iklimler, sıcak kuşak iklimleri, ılıman kuşak iklimleri ve soğuk kuşak iklimleri olarak üöç ana bölümde toplanır.

Sıcak Kuşak İklimleri

Sıcak Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin üstündedir.
Sıcaklık farkları Ekvator’dan uzaklaşdıkça artar.
Soğuk mevsim yoktur.
Yağış özellikleri farklılık gösterir.

Ekvatoral İklim

Ekvatoral İklimin Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamasının 20°C’nin üstünde olduğu ekvatoral iklimde yıl boyunca yaz koşulları yaşanır.

Güneş ışınları, yıl boyunca dik ve dike yakın açılarla geldiğinden yıllık sıcaklık farkı azdır.

Yıl boyunca yükseltici hava hareketlerine bağlı olarak konveksiyonel yağış görülür.

Yıllık yağış miktarı 2000 mm’nin üzerindedir. Her mevsimin yağışlı olduğu ekvatoral bölge akarsularının rejimleri düzenlidir ve yıl boyunca bol su taşır. Güneş ışınlarının dik geldiği Mart ve Eylül aylarında yağışlar artar. Bu nedenle ekinokslarda (21 Mart – 23 Eylül) akarsularda kabarma olur.

Konveksiyonel Yağış : Isınan havanın yükselerek soğuması ile oluşan yağışlardır.

UYARI : Ekvatoral iklimde yıllık sıcaklık farklarının az olması güneş ışınlarının yere değme açılarının az değişmesiyle, günlük sıcaklık farklarının az olması ise nem oranının yüksek olmasıyla ilgilidir.

Ekvatoral İklimin Doğal Bitki Örtüsü

Yıl boyunca sıcaklık ve nem koşulları elverişli olduğundan sürekli yeşil kalabilen yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan gür ormanlardır. Yağmur ormanları adı verilen bu ormanlardaki ağaçların boyu yağış miktarının fazla olması nedeniyle 40-60 m lere kadar çıkabilir. Ormanaltı floarası da çok zengindir.

Ormanaltı Florası : Orman örtüsü altında loş ortamda yetişen, çoğunlukla ot ve sarmaşık türlerinin oluşturduğu bitki topluluğudur.

Ekvatoral İklimin Görüldüğü Yerler

10° Kuzey ve Güney enlemleri arasında,

Güney Amerika’da Amazon Havzası’nda,

Afrika’da Kongo Havzası’nda ve Gine Körfezi kıyılarında,

Asya’da Endonezya Adaları’nda görülür.

Yazları Yağışlı Tropikal İklim (Savan)

Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C’nin üstündedir.

Yazlar sıcak ve yağışlı, kışlar sıcak ve kurak geçer

Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği yaz aylarında konveksiyonel yağışlar görülür.

Kış aylarında subtropikal yüksek basıncın (DYB) etkisinde kaldığından kış kuraklığı belirgindir.

Yıllık yağış miktarı 1000 mm civarındadır.

UYARI : Savan ikliminde günlük sıcaklık farkları, nemlilik nedeniyle yazın az, kışın fazladır.

Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi) Doğal Bitki Örtüsü

Yaz yağışlarıyla yeşeren, uzun boylu, gür ot topluluklarıdır. Bunlara savan adı verilir. Savanlar arasında yer yer kurakçıl ağaçlar görülür. Akarsu boylarında ise galeri ormanları görülür.

Galeri Ormanları : Savanlardaki, küçük akarsu boylarında görülen, çoğunlukla 50-100 m genişliğinde, bir akarsu ağı biçiminde uzanan ve sürekli yeşil kalabilen nemli ormanlardır. Galeri ormanları olarak adlandırılmalarının nedeni, ağaçların, akarsuyun üstünü bir galeri şeklinde kapatmasıdır.

Yazları Yağışlı Tropikal İklimin (Savan İklimi) Görüldüğü Yerler

10° enlemleri ile dönenceler arasında,

Orta Amerika’da,

Sahra Çölü ile Ekvatoral Afrika arasında,

Güney Afrika’da,

Güney Amerika’da,

Kuzey Avustralya’da,

Madagaskar’ın batısında görülür.

Muson İklimi

Muson İkliminin Özellikleri

Kış sıcaklığı 10°C – 20°C arasında değişir. Yıllık sıcaklık ortalaması 20°C nin üstündedir.

Muson rüzgarlarının etkisiyle yazlar sıcak ve bol yağışlı geçer. Kışlar ise ılık ve kuraktır.

Çoğunlukla 2000 – 5000 mm arasında değişen yıllık yağış miktarı bazı yerlerde 10000 mm’yi geçmektedir. Örneğin Hindistan’ın Çerapunçi kasabasında yıllık yağış miktarı 12000 mm’yi bulmaktadır.

Yaz aylarında orografik yağışlar görülür.

Orografik Yağışlar : Nemli hava kütlelerinin bir dağ yamacına çarparak yükselmesi sonucunda oluşan yağışlardır.

Muson İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Yağışın fazla olduğu yerlerde, kış aylarında yapraklarını döken yayvan yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar görülür. Bu ormanlara muson ormanları denir.

Muson İkliminin Görüldüğü Yerler

Güney, Doğu ve Güneydoğu Asya kıyılarında,

Madagaskar’ın doğusunda,

Avustralya’nın kuzeydoğusunda,

Kuzey Amerika’nın güneydoğu kıyılarında görülür.

Çöl İklimi

Çöl İkliminin Özellikleri

Günlük ve mevsimlik sıcaklık farklarının azla olması karakteristik özelliğidir.

Yağışlar yok denecek kadar azdır.

Sıcaklık farklarının fazla olması, kayaların fiziksel olarak parçalanıp ufalanmasına neden olur.

Kimyasal çözülme yetersiz olduğundan toprak oluşumu zordur.

Çöl İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kuraklığa uyum sağlamış olan kurakçıl otlar ve çalılardan oluşur. Kuraklığa en iyi uyum sağlamış bitkiler, gövdesinde çok miktarda su biriktirebilen kaktüslerdir. Üzerlerindeki küçük dikenler, bitkinin ısı kaybını azaltmaktadır. Ayrıca yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde vahalar oluşmuştur.

Vaha : Çöllerde suyun bulunduğu, bitkilerin yetişebildiği, insanların yerleşip barındığı yerdir. Vahalar akarsu boylarında, kuyuların açıldığı yerlerde, büyük su kaynakları yanında gelişmiştir.

Çöl İkliminin Görüldüğü Yerler

Asya Kıtası’nda; Arabistan, Gobi, Taklamakan Çöllerinde,

Kuzey Amerika’da; Kaliforniya, Nevada, Kolorado, Meksika Çöllerinde,

Afrika’da; Büyük sahra, Kalahari, Namibya Çölleri’nde,

Avustralya’da; Büyük Kum Çölü’nde,

Güney Amerika’da; Atakama Çölü’nde görülür.

UYARI : Çöllerin en büyük bölümü Kuzey yarım Küre’dedir. Bu durum, karaların Kuzey Yarım Küre’de Güney Yarım Küre’den daha fazla olmasının sonucudur.

Ilıman Kuşak İklimleri

Ilıman Kuşak İklimlerinin Ortak Özellikleri

Yıllık sıcaklık ortalamaları 20°C’nin altındadır.

Sıcaklık farkları belirgindir.

4 mevsim yaşanır.

Akdeniz İklimi

Akdeniz İkliminin Özellikleri

Yazları sıcak ve kurak geçer.

Yıllık ortalama sıcaklık 18°C – 20°C arasında değişir.

Yazın genişleyen subtropikal antisiklon (DYB), Akdeniz iklim bölgesinde yaz kuraklığını belirginleştirir.

Kışlar ılık ve yağışlıdır. Çünkü kış aylarında gezici alçak basınçlar cephesel yağışlara neden olur.

Yıllık ortalama yağış miktarı 600-1000 mm arasında değişir ve yağış rejimi düzensizdir.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

Don Olayı : Havanın açık ve durgun olduğu kış gecelerinde aşırı ısınma nedeniyle toprak donar. Don olayı tarımsal üretime büyük ölçüde zarar verir. Karasal bölgelerde don olayı sık görülür.

Akdeniz İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Kısa, bodur ağaç ve çalılardır. Bu bitki örtüsüne maki adı verilir. Yaz kuraklığına uyum sağladığından yaprakları genellikle sert, tüylü, ince ve uzundur.

Zeytin, defne, keçiboynuzu, mersin, lavanta, kekik ve zakkum maki bitki topluluğu içinde yer alır.

Akdeniz İkliminin Görüldüğü Yerler

Akdeniz çevresindeki ülkelerde,

Güney Portekiz kıyılarında,

Afrika’da Kap Bölgesi’nde,

Güneybatı Avustralya kıyılarında,

Orta Şili’de,

Kuzey Amerika’da Kaliforniya yöresinde,

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Güney kıyılarında görülür.

UYARI : Akdeniz iklimi genellikle 30°-40° enlemleri arasında görülür.

Ilıman Kuşak Okyanus İklimi

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Özellikleri

Orta Kuşak kıtalarının batı kıyılarında, batı rüzgarlarının ve sıcak su akıntılarının etkisiyle gelişen bir iklim tipidir.

Yıllık ortalama sıcaklık 20°C’nin altındadır.

Sıcaklık farkları belirgin değildir.

Yazlar serin ve yağışlı, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Her mevsim yağışlıdır. Sonbahar ve kış yağışları daha belirgindir.

Kar yağışı ve don olayı ender görülür.

Kış aylarında cephesel, yaz aylarında hem cephesel hem de yükselim yağışları görülür.

UYARI : Okyanus ikliminin belirmesinde temel etken batı rüzgarları ve sıcak su akıntılarıdır.

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan karma ormanlardır.

Yer yer çayırlar görülür.

Ilıman Kuşak Okyanus İkliminin Görüldüğü Yerler

Kuzey Amerika’nın batı ve güneydoğu kıyılarında,

Güney Amerika’nın güneybatı kıyılarında,

Batı Avrupa’nın Atlas Okyanusu kıyılarında,

Yeni Zellanda’da,

Afrika’nın güneyinde,

Avustralya’nın doğusunda,

Tasmanya’da görülür.

Ilıman Kuşak Karasal İklim

Ilıman Kuşak Karasal İklimin Özellikleri

Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.

Günlük ve mevsimlik sıcaklık farkları belirgindir.

En yağışlı mevsim ilkbahardır.

Don olayı sık görülür.

Sıcak çöllerin kenarlarında görülen karasal iklimde yaz mevsimi kısa sürer.

UYARI : Ilıman karasal iklimde kış aylarındaki yağış azlığı, termik yüksek basıncın etkili olmasına bağlıdır. Yazın görülen yağışlar ise konveksiyoneldir.

Ilıman Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İlkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz kuraklığı ile sararan kısa boylu otlardır. Bunlara step ya da bozkır denir. Steplere Kuzey Amerika’da preri, Güney Amerika’da pampa adı verilir. Yüksek yerlerde yer yer iğne yapraklı ağaçlar görülür.

Ilıman Kuşak Karasal İkliminin Görüldüğü Yerler

Kuzey ve Güney Amerika’nın iç kısımlarında,

Anadolu’nun iç kısımlarında,

Irak’ta,

İran’da,

Türkistan’da,

Afrika’nın iç kısımlarında,

Avustralya’nın iç kısımlarında görülür.

Soğuk Kuşak İklimleri

60° – 90° enlemleri arasında görülür.

Sıcaklık yıl boyunca düşüktür.

İklimin elverişsiz olması tarımı sınırlandırmaktadır.

Soğuk Kuşak Karasal İklim

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Özellikleri

Bu iklim iki alt bölüme ayrılır.

Yazı ve Kışı Soğuk Karasal İklim

Yıllık sıcaklık farkları belirgindir.

Yazlar soğuk, yer yer serin ve kısa, kışlar ise çok soğuk, uzun ve karlı geçer. Kar uzun süre toprakta kalır.

En yağışlı mevsim yazdır ve konveksiyonel yağış görülür.

Sıcaklık ortalamalarının Ekvator’a doğru gidildikçe artmasına bağlı olarak bu iklim tipi değişir ve yazları sıcak karasal iklime geçilir.

Yazları Sıcak Karasal İklim

Kış sıcakları -10°C’nin altına inmez.

Yaz sıcaklıkları 20°C nin üstüne çıkar.

Yağış miktarı fazladır. İlkbahar ve yaz yağışları daha belirgindir.

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Doğal Bitki Örtüsü

İğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Bu bitki örtüsüne tayga adı verilir.

Yer yer çayırlar görülür.

Soğuk Kuşak Karasal İklimin Görüldüğü Yerler

Soğuk kuşağın yazları sıcak karasal iklimi,

ABD’nin kuzeydoğusunda,

Kanada’da,

Kuzey Çin’de,

Mançurya’da,

Rusya’da,

Orta Sibirya’da görülür.

Soğuk kuşağın yazları da soğuk karasal iklimi,

Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarının kuzeyinde, tundra ikliminin altında bir kuşak halinde görülür.

Tundra İklimi

Tundra İkliminin Özellikleri

Yazlar çok kısa ve serin geçer. Yaz sıcaklığı 10°C’nin üstüne çıkmaz.
Yıllık yağış miktarı 250 mm civarındadır.
Kışlar çok soğuk ve uzun geçer.
Toprak kış aylarında donmuş haldedir.
Yaz aylarında toprağın üst kısımlarında çözülmeler görülür ve bataklıklar oluşur.

Tundra İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Düşük sıcaklığa ve kuraklığa uyum sağlamış olan kısa boylu çalılar, otlar ve yosunlardır.

Bu bitki örtüsüne tundra adı verilir.

Tundra İkliminin Görüldüğü Yerler

60°-70° enlemleri arasında,

Asya’da,

Avrupa’da,

Kanada’nın kuzey kısımlarında,

Güney Amerika’nın güney kısımlarında görülür.

Kutup İklimi

Kutup İkliminin Özellikleri

Sıcaklık yıl boyunca 0°C’nin altındadır.

Sıcaklığın düşük olması buharlaşmayı engellediği için yağış az ve kar biçimindedir.

Sürekli donmuş halde olan toprak kar ve buz ile kaplıdır.

Kutup İkliminin Doğal Bitki Örtüsü

Toprak , sürekli kar ve buz örtüsü ile kaplı olduğu için bitki örtüsünden söz edilemez.

Kutup İkliminin Görüldüğü Yerler

Kutuplar çevresinde,

Grönland’da,

Antartika’da görülür.

 

İlgili konular;

Yeryüzündeki başlıca iklim tipleri (2)

Posted in Çevre Bilim, Ekoloji, Lise 1 Dersleri, Lise 2 Dersleri, Lise 3 Dersleri, Lise 4 Dersleri | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Comments »

HARİTA BİLGİSİ (ders notu)

Posted by Geography Teacher, Özcan Eylül 7, 2011


HARİTA BİLGİSİ

Yeryüzünün tamamının ya da bir bölümünün, kuşbakışı görünüşünün, belli bir ölçek dahilinde küçültülerek, bir düzlem üzerine aktarılmasıyla elde edilen çizime harita denir.

Bir çizimin harita özelliği taşıyabilmesi için gerekli olan koşullar şunlardır:

1. Kuşbakışı olarak çizilmiş olması

Haritası çizilen alanın tam tepeden görünüşü kuşbakışı olarak adlandırılır. Haritaların çiziminde tepeden görünüm sağlanamaz ise yeryüzü şekillerinin biçimlerinde, boyutlarında ve birbirlerine göre uzaklıklarında değişmeler olur.

2. Ölçekli olması

Haritalardaki küçültme oranına ölçek denir. Bir başka ifade ile harita üzerindeki uzunlukların gerçek uzunluklara olan oranıdır. Yerşekillerinin biçimleri ve boyutları, oldukları gibi aktarılamadığı için, belli bir ölçek dahilinde küçültülmesi gereklidir. Ölçek iki şekilde gösterilir.

a. Kesir ölçek: Küçültme oranı kesirli sayılarla ifade edilen ve haritalarda en çok kullanılan ölçeklerdir. 1/500, 1/5.000, 1/50.000, 1/500.000 gibi.

Kesir ölçeklerde pay her zaman 1 dir. Paydada yer alan sayı ise, haritası çizilen alanın kaç defa küçültüldüğünü gösterir.

b. Çizik (Grafik) Ölçek: Eşit dilimlere ayrılmış bir çizgi üzerinde harita üzerindeki uzunlukların gerçek uzunluklara oranının gösterildiği ölçeklerdir.

 

Herhangi bir yerin, kuşbakışı görünüşünün ölçeksiz ve kabataslak olarak bir düzleme aktarılmasına kroki denilmektedir. Harita ile kroki arasındaki fark, krokinin ölçeksiz, haritanın ise ölçekli olmasıdır.

3. Bir düzleme aktarılmış olması

Dünya’nın kutuplardan basık, Ekvator’dan şişkin kendine has küresel bir şekli vardır. Dünya’nın küresel yüzeyi düzleme aktırılırken bazı güçlüklerle karşılaşılır. Bunun nedeni, küresel yüzeyin düzleme aktarılmasının geometrik açıdan imkânsız olmasıdır. Buna bağlı olarak haritalar çizilirken, kara ve denizlerin yerküre üzerindeki biçimleri ve genişlikleri tam olarak yansıtılamamakta ve boyutlarında gerçeğe uymayan bozulmalar olmaktadır. Haritalarda görülen ise, gerçeğin az ya da çok benzeridir.

Harita çizimindeki zorluklar dikkate alınarak bazı metodlar geliştirilmiştir. Buna projeksiyon (izdüşüm) yöntemleri adı verilir.

Projeksiyonlar, izdüşüm (Yükseltinin sıfır m. kabul edilmesi) esasına göre çizildiğinden, yükseltinin fazla olduğu yerlerde ve ülkelerde izdüşüm alan ile gerçek alan arasındaki fark artar.

Türkiye’de, izdüşüm alan ile gerçek alan arasındaki farkın en fazla olduğu bölgeler Doğu Anadolu ve Karadeniz, en az olduğu bölgeler ise Marmara ve Güneydoğu Anadolu’dur.

Başlıca projeksiyon yöntemleri şunlardır:

  • Silindir Projeksiyon: Ekvator ve çevresindeki bölgelerin çiziminde kullanılır.

  • Konik Projeksiyon: Kutuplar ve çevresindeki bölgelerin çiziminde kullanılır.

  • Düzlem (Ufki) Projeksiyon: Bu projeksiyonla elde edilen haritalarda biçim ve alan bozulmaları çok fazladır. Bu haritalar daha çok denizcilik ve havacılıkta kullanılır.

HARİTA ÇEŞİTLERİ

A. KULLANIM AMAÇLARINA GÖRE HARİTALAR

1. İdari ve Siyasi Haritalar

Ülkelerin başka ülkelerle olan sınırlarının gösterildiği haritalara siyasi haritalar adı verilirken, ülkelerin kendi içerisindeki illeri, eyaletleri, bölgeleri gösteren haritalara idari haritalar denilmektedir.

2. Beşeri ve Ekonomik Haritalar

Nüfus, göç, yerleşme, tarım, hayvancılık, sanayi, turizm, vb. dağılışını gösteren haritalardır.

3. Fiziki Haritalar

Yeryüzü şekillerinin fiziki yapısını, dağılış ve yükseltilerini gösteren haritalardır.

4. Özel Haritalar

Belirli bir konu için özel olarak hazırlanan haritalardır. (Jeomorfoloji, meteoroloji, toprak haritaları gibi.)

Uyarı!

Bütün haritalardan faydalanarak;

  • İzdüşüm alan ve uzaklık hesaplanabilir.
  • Yerel saat farkları bulunabilir.
  • Konum belirlenir.
  • Yön tayini yapılabilir.

B. ÖLÇEKLERİNE GÖRE HARİTALAR

1. Büyük Ölçekli Haritalar

a. Plânlar: Ölçeği 1/20.000’e kadar olan haritalardır. Şehir imar plânları, kadastro haritaları bu türdendir.

b. Topoğrafya Haritaları: Ölçeği 1/20.000 ile 1/200.000 arasında olan haritalardır. Ulaşım haritaları ile topoğrafik, jeolojik, morfolojik haritalar bu türdendir.

Büyük ölçekli haritaların genel özellikleri şunlardır:

– Paydası küçüktür.

– Dar alanları gösterir.

– Ayrıntıyı gösterme gücü fazladır.

– Küçültme oranı azdır.

– Aynı alanı gösteren küçük ölçekli haritalara göre düzlemde daha fazla yer kaplarlar.

– İzohipsler arası yükselti farkı azdır.

– Bozulma oranı azdır.

2. Orta Ölçekli Haritalar

Ölçeği 1/200.000 ile 1/500.000 arasında olan haritalardır.

3. Küçük Ölçekli Haritalar

Ölçeği 1/500.000 den daha küçük olan haritalardır. Bu haritalar Dünya’nın, kıtaların, ülkelerin tamamını veya bir bölümünü gösterir.

Küçük ölçekli haritaların genel özellikleri şunlardır:

– Paydası büyüktür.

– Geniş alanları gösterir.

– Ayrıntıyı gösterme gücü azdır.

– oranı fazladır.

– Aynı alanı gösteren büyük ölçekli haritalara göre düzlem üzerinde daha az yer kaplarlar.Küçültme

– İzohipsler arası yükselti farkı fazladır.

– Bozulma oranı fazladır.

HARİTA PROBLEMLERİ

Harita problemlerinde en çok km’yi cm’ye veya cm’yi km’ye çevirme işlemi vardır. Bunun için, cm’yi km’ye çevirirken 5 sıfır silinir. Km’yi cm’ye çevirirken de 5 sıfır eklenir.

1. Uzunluk Problemleri

Kısaltmalar;

G.U. = Gerçek Uzunluk

H.U. = Haritadaki Uzunluk

Ölç. P. = Ölçeğin Paydası

a. Gerçek Uzunluk: Harita uzunluğu ile ölçek verilerek gerçek uzunluk sorulduğunda aşağıdaki formül kullanılır.

 

b. Harita Uzunluğu: Gerçek uzunluk ile ölçek verilerek harita uzunluğu sorulduğunda aşağıdaki formül kullanılır.

 

c. Ölçek: Gerçek uzunluk ile harita uzunluğu verilerek ölçek sorulduğunda aşağıdaki formül kullanılır.

 

2. Alan Problemleri

Kısaltmalar;

G.A. = Gerçek Alan

H.A. = Haritadaki Alan

Ölç. P2 = Ölçeğin Paydasının Karesi

a. Gerçek Alan: Haritadaki alan ve ölçek verilerek gerçek alan sorulduğunda aşağıdaki formül kullanılır.

G.A = H.A x Ölç.P2

b. Harita Alanı: Gerçek alan ve ölçek verilerek haritadaki alan sorulduğunda aşağıdaki formül kullanılır.

 

c. Ölçek: Gerçek alan ile harita alanı verilerek ölçek sorulduğunda aşağıdaki formül kullanılır.

 

3. Çizik Ölçeğin Kesir Ölçeğe Çevrilmesi

Harita problemlerinde çizik ölçek verilip kesir ölçeğe çevrilmesi istendiğinde;

formülü kullanılır.

 

HARİTALARDA YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİ GÖSTERME YÖNTEMLERİ

1. Renklendirme Yöntemi

Fiziki haritalarda yeryüzü şekillerini daha belirgin gösterebilmek için yükselti basamakları renklerle ifade edilir. Renklendirme işlemi, aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi olur:

Yükselti basamakları (m) Kullanılan Renkler
0-200 Yeşil
200-500 Açık Yeşil
500-1000 Sarı
1000-1500 Turuncu
1500-2000 Açık Kahverengi
2000 ve üzeri Koyu Kahverengi

Fiziki haritalarda beyaz renkler buzulları ya da kalıcı karları gösterirler. Göl, deniz ve okyanuslar ise mavi renkle gösterilmektedir. Mavinin tonu koyulaştıkça derinliğin arttığı anlaşılır. Renklendirme yöntemi, günümüzde en çok kullanılan yöntemlerdendir.

2. Gölgelendirme Yöntemi

Yerşekillerinin bir yönden ışıkla aydınlatıldığı düşünülür. Buna göre, ışık alan yerler açık, gölgede kalan yerler koyu renkte boyanır. Haritacılıkta daha çok yardımcı bir yöntem olarak kullanılır.

3. Tarama Yöntemi

Eğim ile orantılı olarak kalınlıkları artan çizgilerle yerşekilleri gösterilir.

Tarama yönteminde, eğim fazla ise çizgiler kalın, kısa ve sık olur. Eğim az ise çizgiler ince, uzun ve seyrek olur. Düz alanlar ise taranmayarak boş bırakılır. Fazla kullanılmayan bir yöntemdir.

4. Kabartma Yöntemi

Yeryüzü şekillerinin belirli bir ölçek dahilinde küçültülerek oluşturulan maketleridir. Bu yöntem, yerşekillerinin gerçeğe en uygun olarak gösterilmesini sağlar. Ancak, kabartma haritaların yapılışı ve taşınması zor olduğundan kullanım alanı dardır.

5. İzohips (Eş yükselti) Yöntemi

Deniz seviyesinden itibaren aynı yükseklikteki noktaların birleştirilmesiyle elde edilen eğrilere izohips eğrileri denir.


her hangi bir arazi resmi


İzohips haritası

İzohipslerin özellikleri şunlardır:

  • İç içe kapalı eğrilerdir.
  • Yeryüzü şekillerinin yükseltilerini ve biçimlerini canlandırırlar.
  • Sıfır (0) m izohipsi deniz seviyesinden başlar. Kara ile denizin birleştiği deniz kıyısını düz bir çizgi halinde takip eder. Buna kıyı çizgisi adı verilir.
  • İzohips eğrileri dağ doruklarında nokta halini alır. Buralar zirve olarak tanımlanır.
  • İzohipsler yeryüzü şekillerinin kuşbakışı görünümünü belirler.
  • En geniş izohips halkası en alçak yeri, en dar izohips halkası ise en yüksek yeri gösterir.
  • Aynı izohips üzerinde bulunan bütün noktaların yükseltileri birbirine eşittir.
  • İki izohips eğrisi birbirini kesmez.
  • Birbirini çevrelemeyen komşu iki izohipsin yükseltileri aynıdır.
  • İzohipslerin sıklaştığı yerler eğimin arttığını, seyrekleştiği yerler ise eğimin azaldığını gösterir.
  • Çukurluklar, derinlik istikametinde ok işareti konularak gösterilir. (Krater, polye, obruk gibi)
  • Her izohips eğrisi kendisinden daha yüksek bir izohipsi çevreler. Ancak çukur yerlerde bunun tersi geçerlidir.
  • İki izohips eğrisi arasındaki yükselti farkına eküidistans (izohips aralığı) denir.
  • İzohipslerin sık geçtiği deniz kıyılarında kıta sahanlığı (şelfi) dar, seyrek geçtiği kıyılarda kıta sahanlığı geniştir. Başka bir ifade ile, alçak kıyılarda deniz sığ, yüksek kıyılarda deniz derindir.

Kıyıdan 200 m. derinliğe kadar olan sahaya kıta sahanlığı (şelf alanı) denir. Yüksek kıyılarda şelf alanı dar (Karadeniz ve Akdeniz kıyıları), alçak kıyılarda şelf alanı geniştir. (Ege ve Marmara kıyıları)

• Deniz seviyesine göre aynı derinlikteki noktaların birleşmesi ile elde edilen çizgilere izobat (eş derinlik) eğrileri denir. Kıyı çizgisi, izohips ile izobat eğrilerinin başlangıç çizgisidir.

Özellikleri:

  • İç içe kapalı eğrilerdir.
  • En geniş izobat eğrisi derinliği en az olan yeri, en dar izobat eğrisi ise derinliği en fazla olan yeri gösterir.
  • İzobatların sıklaştığı yerlerde eğim artarken, seyrekleştiği yerlerde eğim azalır.
  • İzobat eğrileri arası, kıyıdan derinlere doğru açık maviden koyu maviye doğru renklendirilir.

İZOHİPS HARİTALARINDA BAZI YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN GÖSTERİLMESİ

1. Boyun

Tepe ve sırtlar arasında nispeten alçakta kalan düzlüklerdir.

2. Vadi

İzohipslerin zirveye doğru “  Ù  ” şeklinde girinti yaptıkları yerlerdir. Vadi yamacının eğimine göre “  Ù  ” şeklindeki girintinin biçimi de değişir. “  Ù  ” nin açık ağzı suyun akış yönünü, kapalı kısmı kaynak yönünü gösterir.

3. Sırt

İki yamacın birleştiği, su bölümü çizgisinin geçtiği sınırdır.

4. Çanak (Kapalı Çukur)

Çevresine göre yükseltisi az olan sahalardır. Çanakların kolaylıkla tanınabilmesi için, eğim yönünde merkezi gösteren bir ok işareti konur.

5. Kıyı Çizgisi

Deniz seviyesini gösteren sıfır metre eğrisidir.

6. Delta

Akarsuların denize döküldükleri yerlerde denize doğru uzanan, üçgen şeklindeki çıkıntılardır.

HARİTALARDAN YARARLANMA

1. İzohips haritalarından profil çıkarma

Yeryüzü şekillerinin yandan görünüşüne (kesitine) profil denir. Profil şu şekilde çıkarılır:

  • Profili çıkarılacak olan noktaların arasına bir doğru çizilir.
  • Bu doğrunun kestiği izohipslerin yükselti değerleri, alt kısma çizilecek yükselti ölçeği ile kesiştirilir.
  • Kesişen noktalar birleştirildiğinde profil çıkarılmış olur.
Şu üç özellik kontrol edilerek profil bulunabilir.a)Tepe sayısı          b) Eğim             c) Yükselti

2. İzobat haritalarından profil çıkarma

İzobat haritalarından profil çıkarma işleminde, aynen izohips haritalarından profil çıkarılırken izlenen yollar uygulanır.

3.Yükselti Bulma

İki izohips arasındaki yükselti farkı dikkate alınarak, yükseltisi bilinen yerden başlamak üzere izohipsleri sayarak, istenilen noktanın yükseltisi bulunabilir. İzohips aralığı sayısının, iki izohips arası yükselti farkına çarpımı, toplam yükseltiyi verir.

4. Yön bulma

Haritalar genellikle kuzey – güney istikametinde çizilirler. Bundan yararlanarak yön tayin edilebilir.

Ayrıca paralel ve meridyenlerden de yararlanılabilir. Bunun yanında harita üzerindeki yön okları da bize bu konuda bilgi verir.

5. Eğim bulma

Haritalardan yararlanarak, herhangi bir arazinin eğimi ölçülebilir. Herhangi iki noktanın yükselti farkının, yine aynı iki nokta arasındaki yatay mesafeye oranına eğim denir.

  • Yatay mesafe arttıkça, eğim azalır,
  • Yatay mesafe azaldıkça, eğim artar.

Eğim şu formülle bulunur:

   

h = Yükselti farkı

L = İki nokta arasındaki yatay uzaklık.

Harita Çiziminde Dikkat Edilecek Hususlar

·         İlk olarak haritanın  kullanım amacı belirlenmeli ve amaca uygun konu başlığı konulmalı

·         Küçültme oranı (ölçek) belirlenmeli.

·         Enlem ve boylam gösterilmeli.

·         Eğer alan küçük  ise yön işareti konulmalıdır.

·         Lejant belirtilmeli

·         Lejant: Haritalarda kullanılan işaret  ve renklerin ifade edildiği tablodur

·         Çizim yöntemi belirlenmeli.

Posted in Harita Bilgisi, Haritalar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Comment »

Biyocoğrafya Genel Bakış

Posted by Geography Teacher, Özcan Eylül 6, 2011


dünya

dünya

Biyocoğrafya Nedir Özellikleri

Biyocoğrafya

Canlıların yeryüzünde ilk var oldukları yerleri bu yerlerin özelliklerini var oluşlarının nedenlerini yeryüzünden başka nerelerde bulunduklarını ve bu yerlerin oluşum nedenlerini birbirlerine benzer olup olmamaları durumlarını ve bu yerlerin sınırlarının boyutlarını ve bütün bunların olası kurallarını ortaya koyan bütün canlıların meydana gelmesinin etmenlerini şu şekilde sıralayabiliriz.

A.1)  Jeolojik oluşum: Yeryüzünün oluşumundan beri geçirdiği değişik evreler.

A.2) Bu yerlerin oluşmasında canlılar(bitkiler ve hayvanlar) bu canlıların kendine özgü olan özellikleri:

A.3) İklim: Bunların üçünü birden ekolojik birleşme denir. Birbirine benzer özellikleri sahip olan alanlara benzer yerleşim alanları benzer özelliklere sahip olmayan alanlara farklı yerleşim alanları denir.
Soru: Bu benzerlik ve farklılıkların kriterleri nelerdir? 

A.1)  Jeolojik oluşum

 Dünya’da canlıların geçirdiği jeolojik devirleri açıklamak için 4 teori vardır. Bunlar;

A.1.1)Çökmüş Kıtalar Teorisi:  Bu görüşe göre  bugün birbirinden ayrı olan kıtalar eski jeolojik devirlerde ayrı değil tamamen bitişik olduğu bir bütün olan bu kütlenin hem jeolojik hem canlı olarak  hem de iklim etkisi olarak ayrılmaya başlar. Eğer bu görüş varsayılırsa bir bütün iken orada bulunan canlılar bir bütünün ayrılmasıyla onlarda ayrılmaya başlamıştır ve böylelikle canlılar arasında benzerlik ve farklılıklar oluşmuştur. Böylece canlı çeşitliliği artmıştır. (Biyoçeşitlilik). Bu teorinin doğruluğunun iki tane olasılığı vardır. Yani yeni ortama adaptasyon gösterebilirler yada gösteremezler.

A.1.2)Köprü Görüşü: Yine çok eski zamanlarda kara bitkilerinin dar ve geniş olduğu kabul ediliyor ve bu kara bitkilerinin birbirlerine köprülerle bağlı olduğu iddia ediliyor ve jeolojik olaylar sonucu bu köprüler su altında kalıyor. Bu köprüler arasında kalan kara kütlelerinde canlı geçişi olmuyor.

A.1.3)Wegner Görüşü: Bu gün için birbirinden ayrı ufak veya büyük kara kütlelerinin bugünkü gibi irili ufaklı parçalar olmadığı tamamen tersine bir bütün olduğu söyleniyor ve jeolojik olaylarla ayrılarak bugünkü canlılar oluşuyor.

A.1.4)Yer Kabuğunu Açılıp Parçalanması Görüşü: Yer kabuğu bir hareket içerisinde olduğu ileri sürülüyor. Bu hareket içerinden alçalmalar hem de yükselmeler var. Bu yer kabuğunun hareketinde iklimin de etkisi var tüm bu olaylar sonucunda karaların ve denizlerin meydana geldiği buzulların oluştuğu bu kütlede değişimlerin çok hızlı bir şekilde olduğu ve bu değişimlerin yer kabuğunu etkilediği ve bu etkiden de hayvanların ve bitkilerin etkilendiği söylenir. Bu etkilenme sonucunda canlı çeşitliliği(biyoçeşitlilik) meydana geldiği ortaya atılmıştır. En çok kabul edilen teoridir.  Buna göre bitki ve hayvanların bugünkü yayılış şeklinin dünyanın 2 milyar yıl süren devamlı evrimi bu süre içinde ki tüm değişimler(kıtaların ayrılması, alçalıp-yükselme, bazı alanların su altında ve üstünde kalması) ve günümüze kadar bitki ve hayvan gruplarının hem değişik yaşlarda  hem de farklı ortamda olmaları çok farklı görünümleri ortaya koymaktadır.  Bu farklılık jeofizikçiler tarafından şu şekilde açıklanmaktadır.  2 milyar yıl önce 1.zamanda tek bir kütlenin ve tek bir kütle olan karaya ise PANGEA adı veriliyor ve tek bir kütle olan bu yapı permiyenin 1.zaman sonuna doğru çatlamaya başlıyor ve bu çatlama devresi 45 yıl sürüyor sonuç olarak ikiye ayrılıyor. Kuzeyde ki karaya LAVRASİA güneydekine GONDUWANA adı veriliyor. Bu ikiye ayrılan kütlenin arasına ise TETHYİS denizi adı veriliyor. (yok olmuş). Bu olaylar bugüne kadar ve sonuçta kıtalarda yaşayan canlı fosillerinin başka kıtalarda bulunmasına karşılık güncel formlarının bulunmaması da bu durumu gösteren önemli bir kanıt olarak gösteriliyor. Özellikle hayvanlar için ortaya atılan görüşe göre hayvanların bir kısmının önce LAVRASİA’ya  daha sonra GONDUWANA’ya göç ettiği bugün bazı fosiller bu görüşü destekler. Köprü görüşünde bu köprülerin 6 tane olduğu söylenmekte bunların özellikle hayvanların göçünde dünyada bir sıcak devre ve sonra soğuk devre geçirdiği ileri sürülmekte ve 4 defa tekrarlanan bir süreç olduğu, bugün için bu buzul devrenin bittiği ve sıcak bir devrenin başladığı ileri sürülmekte ve bütün bu olaylar bitki ve hayvanların dağılmalarını ve yayılmalarını ve göçlerini etkilemekte ve canlıların yaşadığı bölgeleri oluşturmaktadır.

A.2) Bu yerlerin oluşmasında canlılar(bitkiler ve hayvanlar) bu canlıların kendine özgü olan özellikleri

 Bu canlıların yaşadıkları alanların diğer canlılardan ayrı olması lazım. Bitki ve hayvan için ayırt edici özellik endemiklik (nadir,özgü)’ dür.

A.2.1)Endemik Canlılar: Eğer bir canlı bir yerde bulunuyor başka bir yerde bulunmuyorsa buna endemik canlılar denir. Türkiye’de bir bitkinin bulunup ta diğer hiçbir Dünya ülkesinde bulunmaması gibi.         Bu canlıların endemiklik özelliği kazanması için bunların kategorisi nedir.(tür cins familya…). Bir canlının bir bölgede bulunup bulunmaması yani endemik özelliğini kendi içinde taşır. Bu canlı ana kaya,toprak iklim vb. yönlerden seçicilik gösterebilirler. (Ayrıca bu canlı anatomik, sitolojik yönden öz.).Bir canlının yaşam alanını belirlemek için bu canlının tüm özellikleri ile yaşadığı alan arasında ilişki kurarız.

A.2.2)Nadir Olan Canlılar: (Bunlar endemik olarak algılanmaz.) Örn:Amerika’da yaşayan bir bitki Türkiye’de nadir olarak bulunabiliyorsa bu bitki endemik değildir. Endemiklik alana göre kategorize edilir. Alan büyüklük sıralamasına göre tür cins familya takım vb. gibi kategorize edilir.  Bitkilerin ve hayvanların yaşama alanların benzeyip benzemediğini ortaya koymak için bitki ve hayvan sistemlerini iyi bilmek gerekir. Bitkinin endemik olup olmadığını söylemek için iyi bir araştırıcı olmak gerekir. Yaşam alanı araştırılacak canlıların, yaşam alanının orda yaşayan canlıların %50 si oraya ait olmalıdır. Bitki orjinine(köken) bakılması önemlidir. Mesela İlk çıktığı bölgede ortam şartlarına adaptasyonun nedenini araştırıp o direnci sağlayan geni  dirençsiz olmayan başka bir canlıya aktarabiliriz. Böylece ortama adaptasyon yeteneği yüksek olan yeni yeni türler oluşturulabilir.

Soru: Yaşama alanları nasıl meydana gelmiş?

A.3) İklim

Bugün İçin Canlıların Oluşum Yönünden

  1. Kutuplarda buzulların eriyeceği
  2. Dünyanın bazı canlıların yerleşim alanlarının su altında kalacağı
  3. Dünyada su yüzeylerinin oluştuğu alanların artacağı
  4. İklimsel yönden dünya ölçeğinde bir değişim yaşayacağı
  5. Tüm bunlara bağlı olarak  canlılar aleminde de bir değişim olacağı

Biyocoğrafyanın Sınıflandırılması- (Konularına Göre,Canlılarına Göre,Yaşama Ortamlarına Göre)

B)Biyocoğrafya’nın Sınıflandırılması

B.1)Konularına Göre

B.2)Canlılarına Göre

B.3)Yaşama Ortamlarına  Göre

B.1) Konularına Göre:

B.1.1) Dünya ile canlılar arasında ki ilişkiler araştırılıyorsa buna DESKRİPTİF BİYOCOĞRAFYA adı verilir.

B.1.2) Eğer canlıların çevreleriyle ilişkisinin nedenleri araştırılıyorsa buna da EKOLOJİK BİYOCOĞRAFYA adı verilir.

B.1.3)  Eğer dünyada canlıların yaşadığı olaylar ve bu olayların tarihleri jeomorfolojik, zoogenetik ve filogenetik çalışmalarla yapılıyorsa buna da HİSTORİK BİYOCOĞRAFYA adı verilir.

B.1.4) Canlıların dünyada ki yayılışları ve yayılışlarının nedenleri hem ekolojik hemde historik açıdan ele alınıp yapılıyorsa buna da NEDENSEL BİYOCOĞRAFYA adı verilir.

B.2) Canlı Grubuna Göre:

B.2.1) Eğer dünyada bitkilerin dünyada bitkilerin dağıldığı yerler, bulunduğu yerler ele alınıyorsa buna BİTKİ COĞRAFYASI adı verilir.(FİTOCOĞRAFYA)

B.2.2) Eğer dünyada hayvanların yayılışları bu yayılışlarda bulunup bulunmadığı yerleri araştırıyorsa buna HAYVAN COĞRAFYASI denir.

B.2.3) Dünyada insanların bulunup bulunmadığı yerler araştırılıyorsa buna İNSAN COĞRAFYASI denir.

Örn: Tarihsel araştırılıyorsa buna Historik, nedenleri araştırılıyorsa Nedensel Biyocoğrafya.

B.3)Yaşama Ortamlarına  Göre: 

B.3.1) Karasal Biyocoğrafya:

B.3.2) Denizsel Biyocoğrafya:

B.3.1) Karasal Biyocoğrafya: canlıların yaşama istekleri yerleri çok daha uygun ortam olarak karaları seçerler.          Karalar büyükten küçüğe doğru kıtalara ayrılır. Karalar bugünkü durumunda 3. zaman olan tersiyer başlangıcında bu günkü durumunu almıştır. Bu bulgular  paleontolojik bilgilerden elde edilir. Bu bilgilere göre de bu süre içerisinden çiçekli, bitkilerin, plasentalı ve keseli memelilerin, kuşların ve yılanların, kemikli balıkların böceklerin ilk bu dönemde görüldüğü bu dönemden sonra diğer alanlara yayılmaya başladığı ileri sürülmektedir. Üçüncü zaman olan tersiyer başlangıcı son derece önemlidir. Bitkiler ve hayvanlar arzu ettiği özelliklere göre kıtalar içerisinde birbirleriyle aynı olan bazen de farklı olan alanlara yayıldıkları ve yaşamını sürdürdüğü ileri sürülmüştür.  İsteklerine göre canlılar aynı ve farklı yayılma alanlarına ayrılır. Buna göre bu canlılar aynı özellikteki alanlarda yaşayabilir yada farklı özellikleri gösteren yerlerde de olabilir.ve buna göre  bu canlı herhangi bir coğrafik bir alana dahil olması için
1. O coğrafik alanın içerisine giren bir yerde bulunması ve o alan içerisindeki canlıların %50 sinin yalnız o alanda bulunması lazım.

  1. Yapılan araştırmalar da biyosferde bitkiler için 6-7civarında birbirinden farklı alanın olduğu ileri sürülmektedir.
  2.  Hayvanlarda ise birbirinden farklı 4 tane alanın olduğu ileri sürülmektedir.

B.3.2) Denizsel Biyocoğrafya: Denizler de  tür çeşitliliği azdır ancak populasyon fazlalığı vardır. Nedeni ise tuzluluktan ileri gelmektedir. Deniz Biyocoğrafyasın da olan olumsu bir durum tuzluluk oranını fazlalığıdır. Ancak buna rağmen burada yasayan canlılar da vardır. Denizel ekosistem adaptasyonunun zor olmasıdan dolayı çok fazla çeşitlilik yoktur. Fakat rekabet eden canlı çeşitliliğinin az olması populasyonda ki birey sayısının fazla olmasına neden olur. Dünyanın 2/3 denizlerle kaplıdır. Ve buda 361 milyon km2   alana karşılık gelir. Karalar içerisinde ki kısım vardır ki buda 149 milyon km2 karşılık gelir. Yani su yüzeylerinin dünyada kapsadığı toplam alan 510 milyon km2’dir. Buna göre bitkilerin su yüzeyinden 200 m derinliklere kadar yaşadığı görülür. Ayrıca 47 çiçekli bitki türü bu derinliklerde yaşar. Bütün bu su yüzeyleri içinde yalnız medcezir alanlarını kapsayan 2 tane önemli alan vardır. Bunlardan 1.si Mangrove(sakız ağaçları) özellikle tropikal ve sub-tropikal bölgelerin kıyı kısımlarında korunmuş koylar deltalar lagünler ve ırmak yatakları gibi yerlerde oldukça sık çok özel ve aynı zamanda ilginç bataklık vejetasyonu olan Mangrove Ormanları gelişir. Mangroveler büyük boylu ağaçlardan oluşur. Kıyı düzlükleri üzerinde su ile taşınımı olan diaspor(herhangi bir bitkinin kopan bir parçasından yavru oluşturması) kısa bir zamanda gelişerek alçak ve sı bir orman haline dönüşür. 2.si özel bir deniz yosunu olan sargassum ile kaplı sargassum denizidir. Hayvanlara baktığımızda ise dünyada ortalama 85.000 tür olduğu tahmin edilmektedir. Denizel ekosistemler gerek hayvan gerekse bitki türleri bakımından oldukça fazladır. Bunun diğer bir nedeni ise denizlerde  karalarda ki kadar bir izolasyonun olmamasıdır. Bu neden ele alındığında Pasifik ve Atlantik olarak iki okyanus bir bütün teşkil eder. İşte bu bütünlük izolasyonu engeller ve sonuçta bu bölge Biyocoğrafya  yönünden bir özellik taşımaz. Biyocoğrafya’nın sınıflandırmasını oluşturan başlıca neden bitki ve hayvan ilk var olduğu yerden (gen merkezi) yayılma ve göç etmesidir. Canlıların yaşayabilmesi ve göç edebilmesi için  2 önemli sebep vardır.1-     Populasyonun artması 2-     Yaşadıkları ortamın ekolojik özelliğinin değişmesiBütün bunların sebebini ve bu sebepler sonucunda canlıların köken ve dağılışını inceleyen Biyocoğrafya’nın yan dalı Koroloji’dir ve bu dalda Ernest HACKEL tarafından ortaya çıkarılmıştır. Canlıların yayılmasının neden ilk olarak alan kazanma isteğidir. Bu dalda en önemli faktör nesillerin devam etme isteğidir. Populasyonlar artsa bile yada ortamda ki ekolojik koşullar değişse bile eğer canlının çoğalma miktarı ve dağılıma özelliği yoksa bu gerçekleşmez.

Bitki ve hayvanları birlikte ele aldığımızda bunların yaşam alanları 5 tanedir.Afrika’nın güneybatısında olan (lapensis bölgesi) özellikle bitkiler bakımından diğer bölgelere oranla çok büyük ayrıcalıklar gösterir ve böylece Afrika dışında ki hayvanlar (Etiopis) içerisinde yer alır.

Bitki ve hayvanların yaşadığı 5 farklı bölge

1.       Holoarktis Bölgesi

2.       Paleotropis Bölgesi

3.       Neotropis Bölgesi

4.       Australis Bölgesi

5.       Antartis Bölgesi

Bunlar biyosferin oluşturduğu yaşam alanlarıdır.

1.Holoarktis Bölgesi: Kuzey yarım küre de tropik bölge dışında ki tüm alanları kapsayan bölgedir. Biz bu bölgeye özellikle tersiyer döneme baktığımız da Kuzey ve Güney Amerika’nın birbirinden ayrı olduğu ancak bunun yanında Kuzey Amerika Avrasya bağlantısının mevcut olduğunu görüyoruz.  Bu bölgeyi temsil eden en önemli familyalar Betulaceae, Fagaceae, Ranunculaceae, Brassicaceae, Saxifragaceae, Apiaceae, Primulaceae. Bunların % 50’ si en az burada bulunur. Bu familyalar bu bölgeler için endemiktir.Hayvanlarda ise Turna balıkları, Köstebek, Kunduz ,Dalgıç Kuşları, Penguen, Ren Geyikleri, Kutup Ayıları.

Holoarktis Bölgesi 2’ye ayrılır. Bu iki bölge biyoçeşitlilik bakımından çok zengin bölgelerdir.

1.1)Neoarktik: Keseli fareler bu bölgede endemiktir

1.2)Palearktik: Genellikle bu bölgede geyikler ve saygalar yaşar. Bu bölge İndo-Malaya ve Polinezya alt bölgeleri ile birlikte  Afrika’dan Pasifik adalarına kadar uzanır. Bu bölgeyi karakterize eden en önemli bitki familyaları Cycdaceae, Pandonaceae, zingiberaceae, Maraceae, Aloe cinsi’dir.

2.Paleotropis Bölgesi:  Bu bölge 2 alt bölgeye ayrılır. Bunlar ;

2.1.) Etiyopya                          2.2) Oriental

2.1.) Etiyopya:  Etiyopya Afrika’nın Paleotropis bölgesinin arasında ki alanları içine alır ve aynı zamanda bitkiler açısından Kapensis hayvanları açısından Madagaskar gibi 2 alt bölgeye ayrılır. Bunlar içinde Kapensis, Etiyopya içinde çok büyük yer işgal etmez. Bu bölgede  özellikle  bitki çeşitliliği fazladır. Bu bölgede yaşayan bitkiler içerisin de 5 endemik  familya bulunmaktadır.Madagaskar’da, Kapensis’te bulunan hayvanların bir çoğu burada bulunmaz buna karşılık bu bölge canlılar açısından izolasyon özelliğine sahiptir.Örn: Afrika’da bulunan insansı maymun, gerçek maymun ve orangutan burada bulunmaz fakat oklu kirpiler, yarı maymunlar ve misk kedileri yalnız burada bulunur.

2.2) Oriental: Hindistan, Güney Çin, Sunda Adaları ve Filipinleri içine alır. Bu bölgenin en önemli özelliği  bazı hayvanların buraya has olmasıdır. Bunların başında Tavuz kuşları, Kaplan, Leopar, Hint Fili, Gergedan, Goril, Çakal, Antilop, Boynuzlu Gergedan, Zebra, Afrika Kurdu gelir. Bunlar Oriental alt bölgeyi Etiyopya’dan ayıran  en önemli özelliktir. Ayrıca Oriental alt bölge içerisinde de Wallas dediğimiz bir alan bulunmaktadır ki burası da yine Avusturalya ve de Oriental bölge elementlerine sahiptir ve Avusturalya elementleri bu bölgenin batısında ki Wallas çizgisine kadar yayılış göstermektedir. Buna karşılık Oriental bölgelerde bu bölgenin doğusundan geçen Lyddeck bölgesine kadar yayılış gösterir.          Paleotropis bölgesi Etiyopya ve Oriental alt bölgeleriyle beraber dünyada ki en fazla bitki türüne sahip bölgeyi oluştururlar. Hatta burada ki bitki türüne Tropikal Flora adı verilmektedir. Örn: Tropikal yağmur ormanları bu bölgede yer alır. Bunun da en büyük nedeni ortalama sıcaklığın 25-30 C arasında olmasıdır. (Bitkiler için ideal sıcaklık aralığı).

3.Neotropis Bölgesi: Orta ve Güney Amerika’yı içine alır. Familyaları Cactaceae, Borameliaceae, Melatomaceae, Kannoceae, Moronthaceae’dir. Burayı karakterize eden en önemli cinste Agave’dir.Hayvanlarda ise özellikle kuşlar kuşlara ait 6-7 familya burası için endemik bunlar da 6 tane yarasa türü burada endemiktir. Burunlu maymunlar, Elektrikli yılan balıkları, Akciğerli Balıklar, Kertenkele ve Boğa Yılanı. Bu bölgede Kuzey Amerika ile arasında Sonera denilen bir bölge bulunur. Bu bölge Kuzeyle, Güney arasında geçişi sağlar. Sonera bölgesinde Kuzey ve Güney Amerika’ya ait türler bulunur. Bununda nedeni tersiyer dönemde izole olmasıdır. Bu nedenle özellikle pek çok hayvan burada evrimleşmiştir. Bu gruplardan çoğu bu bölgeye özellik vermektedir. Sonera bölgesi ile ilgili bazı tartışmalar vardır.

4.Australis Bölgesi: Avustralya, Tazmanya ve Yeni Gine’yi içine almaktadır. Ne var ki hayvanları ele aldığımızda bu bölgede saydıklarımızın yanı sıra Polinezya’yı, Yeni Ginenin tamamını Yeni Zelanda, ve Malezya’yı da kapsadığını görüyoruz. Hayvanlar alemini de ele aldığımızda  bu bölgeye Avustralo-Papua bölgesi adı verilir. Bu bölge uzun yıllar izolasyon yaşamıştır. On binden fazla bitki türü bulunur. %86 civarında endemiktir. İçerisinde 2 cins çok önemlidir. Eucalyptus, bunun 500’den fazla türü vardır. Diğer cins ise Acacia 400 tane türü vardır.Hayvanlar da ise Emu ve Tepeli Kuşla, Cennet Kuşları, Kanguru, Lif Kuşlarının ve Yeni Gine Kaplumbağası adı verilen (buraya  özgü), bazı kuşların, baykuşların buraya has olduğu görülür. Burada çok fazla sayıda  kuşların olması nedeniyle bu bölgeye Ornithogea (kuş bölgesi) adı verilir. Avustralya kaplumbağası  ve yılan, keseli hayvanlar  yalnız Avustralya da bulunur.

5.Antartis Bölgesi: Bu bölge Güney Amerika’nın  Güney ucu ve Yeni Zelanda’nın kısmen bazı alanları ve de Sub-Antartik Adalarını kapsar ve burada 2 cins son derece önemlidir. Netofagus, Fusksiave bunun yanında hayvanlar da ise tamamen diğer bölgelerden çok farklılıklar görülür.

Canlıların Yaşama Alanları

Biyocoğrafya canlı ve canlının yaşadığı yerlerin, bu yerlerin oluşumu ve bu yerlerin nasıl seçildiği ve oluşum etkenlerini inceler. Canlının yaşadığı yer anlamına gelen 2 temel sözcük vardır.

     1-Lokalite                      2-Habitat

1-Lokalite(coğrafik yer):  Canlının yaşadığı yerin adresidir. Biyocoğrafik incelemelerde söz konusu olan bitki veya hayvanın nerede yaşıyor olduğudur. Adresi belli olmayan bir bitki ve hayvandan bhasedilmesinin bilimsel olarak hiçbir anlamı yoktur. Bitki yaşadığı yerin adresi ülkesel bazda, kıtasal bazda, il, ilçe, köy veya mezra bazında olabilir. Burada söz konusu olan tamamen coğrafik niteliklerin taşınıyor olmasıdır. Örneğin Türkiye’de Doğu Akdeniz Bölgesinde Adana İli Çukurova Üniversitesi Kampüsü Fen-Edebiyat Fakültesinin Seyhan Baraj Gölüne bakan yamaçları. Habitata ulaşabilmek için lokaliteden sonra adrese devam edilir. Örneğin Altimetre(bulunan yerin deniz seviyesinden yüksekliğini ölçer) veya Gps(bulunan yerin koordinatlarını gösterir)  ile daha açıklayıcı bilgiler verilebilir.

2-Habitat: Kelime karşılığı yerdir. Canlının yaşadığı yere Habitat denir. Bu yer büyük alanları kapsadığı için İstasyonda denilir. Yayılış sırasında canlının durduğu yer onun yaşayabileceği türüne uygun öz sahip yerlerdir. Her canlının yaşadığı yerin kendine göre bir takım istekleri ve kendine özgü bir yaşama tarzı vardır. Canlı doğada tek başına yaşayamaz. Bazı özel yaşam şekilleri de vardır. Habitat incelemelerinde önce incelenen canlı grubu belirlenir. Toprak özelliği ele alınır. Bunun amacı yer yüzünde nerelerde hangi canlıların bulunduğunu tespit etmektir. Veri elde etmede ideal yöntem tek tek gezerek araştırma yapılmasıdır. Elde edilen veriler daha sonra coğrafik haritalar da karşılaştırılarak yer belirlenir. Benzerlikler veya farklılıklara göre daha  küçük alanlar gibi sorunlar yüzünden bugün coğrafik alanları tespit edilemeyen birçok canlı vardır. Habitat verilirken floristik ve ekolojik olarak adreste verilebilir. Örneğin floristik olarak maki, Qercus coccifera topluluğu için ekolojik olarak hareketli taşların bulunduğu yerler toprağın olmadığı yerler yada açıklık alanlar.

————————————————————————————-

Biyosfer: Canlıların yeryüzünde yaşadığı yere biyosfer denir. Biyosferden itibaren yukarılara çıkıldıkça yada aşağılara inildikçe canlıların gittikçe azaldığı yaşamını devam ettiremediği görülür. Canlıların yaşamadığı alana Parabiysfer denir. Parabiyosfer sonrası canlı bulunmaz. Canlılar parabiyosfer ile biyosfer arasında sürekli olarak hareket halindedir. Bunun sonucunda canlılar ve yeryüzünde bulunduğu alanlar incelediğimizde, bu alanların bazılarının küçük-büyük olduğunu bazılarının hem büyük hem de devamlılık gösterdiğini, bazılarının ise büyük ama devamlılık göstermediği görülür. İşte bu yeryüzüde ki alanları 5 grupta inceleyebiliriz.

1.       Kesintisiz Kıtalar Arası Alanlar:

2.       Kesintili Kıtalar Arası Alanlar:

3.        Rölik Alanlar:

4.       Vikaryant Alanlar:

5.        Endemik alanlar

1-Kesintisiz Kıtalar Arası Alanlar:   Canlıların bulunduğu en büyük alanı aluşturur. Bu büyük alan içerisindeki alanların hiç bir alan aynı özellikte değildir. Yanlız birbirine benzerddir. Canlı grupların arasındaki mesafe yok denecek kadar az olduğu için kesintisiz alanlar diyoruz. Bu kesintisiz  alanlar kendi içerisinde

 1.       Kozmopolit

2.       Kutup çevresi alanlar

3.       Kuzey kutup çevresi alanlar

4.       Pan-Tropik alanlar olmak üzere kendi içerisinde 4’e ayrılır.

——————————————————————————————-

Biyocoğrafya ile ilgili terimler

1- ) Biyosfer
Yerküre ve atmosferin arasında canlıların yaşadığı bölümü oluşturan yani okyanus tabanından atmosferde 10 km yüksekliğe uzanan alanda canlı yaşam olanağı bulunan su, toprak ve hava tabakasını kapsayan alandır.
2- ) Biyota
Belirli bir kıta, bölge, alan veya ortamdaki bitkiler, hayvanlar, mantarlar, mikroorganizmalar dahil organizmaların tümüne denir.
3- ) Flora
Belirli bir coğrafik bölge veya ortamdaki bitkilerin tümüne denir. Örneğin Türkiye florası dendiğinde Türkiye’de yetiştirilebilen bütün bitki türleri akla gelmelidir.
4-) Fauna
Belirli bir coğrafik bölge veya ortamdaki hayvanların tümüne denir. Floranın hayvanlar için kullanılan topluluk adıdır.
5- )Habitat
Bir bitki veya hayvanın doğal ve normal şekilde yaşadigi alan veya çevreye denir. Bir hayvanin veya bitkinin yasayabildiği, büyüyebildiği, üreyebildiği yani kısacası tüm yaşam koşulları için uygun olan ortam, çevredir.
6- ) Ekosistem
Abiyotik “cansız” (toprak, su,hava,sıcaklık,iklim vs.) ve biyotik “canlı” (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) faktörlerin oluşturduğu canlı ve cansız çevrenin tamamına denir..

Posted in Biyocoğrafya | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a Comment »